Küratör: S. Çağatay Özkefeli
Sanatçılar: Elif Zaim
"Tek istediğim, en azından bir damla mürekkebin özgürce yayılmasını izlemekti." Kozmos & Kaos bu yalın istekten doğdu. Kendimi fazlasıyla sıkışmış, kısıtlanmış hissettiğim bir dönemde fırçayı suya dokundurdum ve mürekkebin yayılışını izlerken beni ürküten bir şeye tanık oldum: bir mürekkep damlası bile hiç özgür değildi. Yalnızca suyun izin verdiği kadar, yalnızca benim ıslattığım yüzeyin sınırlarına kadar dağılıyordu. Her damla benim gibiydi bir birey gibi; suyun akışına kapılan ama görünmeyen sınırların içinde kımıldamaya çalışan. Onları yan yana dizdiğimde topluluklar belirmeye başladı: sınırları belli, ritimleri ortak. O an hem kendi sıkışmışlığımı hem de içinde yaşadığım dünyanın tuhaf düzenine nasıl kapılıp gittiğimi izlemiş oldum. Kozmos & Kaos tam da bu yüzden, özgürlük ile sınır arasındaki gerilimi daha üretim aşamasında görünür kılan bir seri olarak kuruldu. Seride yer yer beliren geleneksel motifler yalnızca birer süs değil; bilindik üretim biçimlerini, yerleşik düzenleri ve gücün kendini görünür kıldığı araçları imleyen bir görsel dil. Bu motifler çözünüyor; geometrik ya da organik soyut biçimlere dönüşerek hızlanan, parçalanan, durmadan yenilenen bir dünyaya gönderme yapıyor. Uzaktan bakıldığında bile eskinin kırıldığı, gücün ve temsilin başka biçimlere büründüğü görülüyor. Bir kompozisyon içinde çizdiğim sınırlar da salt estetik bir seçim olarak kalmadı; farklı sistemleri temsil eden topluluklar gibi ayrışmaya başladı. Her eser aslında tek bir yüzeyde üç aşamayı birden taşıyor: geleneksel motiflerin kurduğu sabit düzen, biçimin hâlâ okunurken çözülmeye başladığı eşik, ve çözülmenin bir dağılma olarak kalmayıp yeni bir ritimle yeniden kurulduğu an. Böylece süreç tek bir açıklamaya bağlanmıyor; yüzeyde dolaşan, sürekli yeniden kurulan bir hâle dönüşüyor. Devam eden yolculukta seri, insanın dâhil olduğu pek çok şeyi içine aldı: siyasi olguları, inanışları, doğaya yaklaşımı, köken ve aile kavramını. Özgürlük nerede bitiyor? Sınır nerede başlıyor? Biz tam olarak nereye düştük? Var olmaya çalışırken ne kadar dağıldık? Ve nasıl bir iz bırakıyoruz? Bu soruların tek bir cevabı yok. Ama suyun yüzeyinde dağılan mürekkep her seferinde bir cevap biçimi öneriyor; ben de onu izliyorum. Teknik: "Suyun İzin Verdiği Kadar" Eserler wet-on-wet tekniğiyle üretiliyor. Su ve mürekkep, denetim ile rastlantının tam ortasında buluşuyor. Mürekkebin yayılışı bütünüyle sezgisel, ama biçimlerin çizdiği sınır bilinçli. Benim müdahalem bu akışın gerçekleşeceği zemini ve sınırları kurmakla sınırlı: mürekkep bilincimden bağımsız hareket ediyor, ama ancak benim bilinçle çizdiğim sınırların içinde var olabiliyor. Bu ikilem, bugün büyük veri ağları ve yapay zekâyla birlikte gündeme gelen sorularla yan yana duruyor: Bilinç olmadan üretim mümkün müdür? Bunun sınırı nerede? Çünkü her damla bir birey gibi davranıyor; yan yana gelişleri toplumsal bütünü kuruyor ama hangi biçime bürünecekleri önceden bilinemiyor. Bir yanıyla hücresel bir yapıyı, bir yanıyla evrenin oluşumunu izler gibi. Düzen ve dağılma aynı yüzeyde birlikte oluşuyor. Sonunda üretim biçiminin kendisi eserin kendisi hâline geliyor Kozmos & Kaos yalnızca tamamlanmış eserle değil, onu var eden süreçle birlikte var oluyor.
Deneyiminizi iyileştirmek ve ziyaret istatistikleri için çerezler kullanıyoruz. Gizlilik