Çalışmalarımın merkezinde insan yüzü ve bedeninin taşıdığı içsel hikâye yer alır.
Özellikle portre ve otoportrelerimde, bireyin dışarıya sunduğu görüntü ile iç
dünyasında yaşadığı duygu durumları arasındaki mesafeyi görünür kılmayı
amaçlarım. Figür, benim için yalnızca bir beden değil; hafıza, kimlik ve duyguların
taşıyıcısıdır. Otoportre temelli çalışmalarım, başlangıçta kendime dışarıdan bakma
isteğiyle şekillenmiş; zamanla tekil ve bütüncül bir kimlik fikrinin yetersiz kaldığı bir
ifade alanına dönüşmüştür. Figürün kendisiyle kurduğu bu karşılaşmalar, benliğin
sabit ve değişmez bir yapı olmadığını; algı, zaman ve bakışa bağlı olarak sürekli
yeniden kurulan parçalı ve çoğul bir süreç olduğunu önerir.Bu bağlamda yansıma ve
tekrar kavramları, gerçeği doğrulayan araçlar olarak değil, bireyin kendisiyle
kurduğu içsel ilişkileri, çelişkileri ve bölünmeleri görünür kılan unsurlar olarak ele
alınır. Çalışmalarımda yansıma, gerçeği teyit eden bir unsur olmaktan çıkarak, algının
güvenilmezliğini açığa çıkaran bir zemine dönüşür. İzleyici, bu karşılaşma aracılığıyla
“ben” olarak kabul edilen kimliğin tekil, süreklilik arz eden ve kesin bir yapı olmadığı
fikriyle yüzleşmeye davet edilir.

