
Üç İlahi
TR
Kağıt üzerine akrilik kalem
₺ 15,000
Ekim Mağden' den Daha Fazla
Görsel Hafızanın Yeniden Yazımı
Bu seride Ekim Mağden, Batı resim tarihinin kolektif hafızasına yerleşmiş klasik kompozisyonları, çağdaş bir çizgi ve işaretleme dili aracılığıyla yeniden ele alır. Dini anlatılardan gündelik ve seküler sahnelere uzanan bu imgeler, sanat tarihinin sabitlenmiş ve kanonlaşmış temsilleri olmaktan çıkarılarak yeniden çizilir, bozulur ve dönüştürülür.
Akrilik paint marker ve tag kaleminin doğrudan, hızlı ve bedensel karakteri; klasik resmin kontrollü kompozisyon anlayışıyla bilinçli bir karşıtlık oluşturur. İnce resimsel nüansların yerini spontan çizgiler, tekrarlar, katmanlar ve yoğun renk hareketleri alır. Böylece geçmişin imgeleri yalnızca kopyalanmaz; bugünün görsel dilinden geçirilerek yeniden deneyimlenir.
Mağden için sanat tarihi, kapanmış bir geçmiş değil, sürekli yeniden aktive edilebilen bir görsel arşivdir. Klasik ustaların imgeleri burada birer “referans” olmanın ötesinde, çağdaş bilinç ile tarihsel hafıza arasında karşılaşma alanlarına dönüşür. Özellikle dini ikonografide kutsal olan ile gündelik olan, inanç ile temsil, bireysel algı ile kolektif hafıza arasındaki sınırlar belirsizleşir.
Bu yeniden üretim sürecinde sanatçı, klasik eserin otoritesini kırarken onu yok etmez. Aksine, üzerine yeni bir görsel katman ekler. Orijinal görüntü ile sanatçının müdahalesi aynı yüzeyde yaşamaya devam eder. Bu nedenle eserler, geçmişin üzerine kurulmuş çağdaş palimpsestler gibi okunabilir.
Serinin temelinde, Mağden’in pratiğinin farklı alanlarında tekrar eden dönüştürme ve yeniden bağlama yaklaşımı bulunur. Daha önce atık nesneleri, kişisel hafızayı ve gündelik materyalleri yeni bağlamlarda bir araya getiren sanatçı, burada aynı yöntemi sanat tarihinin kendisine uygular. Bu kez dönüştürülen malzeme fiziksel bir atık değil, kültürel bir imgedir.
Sonuçta klasik resim, çağdaş grafiti ve kişisel jest arasında melez bir görsel alan ortaya çıkar. Tanıdık imgeler tanınabilirliklerini korurken aynı anda yabancılaşırlar. Bu yabancılaşma, izleyiciyi eseri yalnızca “hangi klasik tabloya gönderme yapıyor?” sorusuyla değil, “bu imge bugün benim algımda nasıl yeniden çalışıyor?” sorusuyla karşılaşmaya davet eder.
Bu anlamda seri, sanat tarihini yeniden üretmekten çok, onunla bugünün görsel bilinci arasında yeni bir temas noktası kurma girişimidir.