Boşluk Pasif Bir Alan Değil - Ayşe Ebru Eryılmaz

Boşluk Pasif Bir Alan Değil - Ayşe Ebru Eryılmaz

2026-03-03 – 2026-04-02

Ayşe Ebru Eryılmaz'ın resimlerinde mimarlık, çizgi ve zaman

 

Dairesel bir tuval. Siyah bir zeminin ortasında, mavi bir halkanın içine sıkıştırılmış bir yoğunluk: bir alabalık, bir koi, bir mavi kelebek, tavus tüyü, bir cep saati, bir gramofon, bir otomobil. İsimsiz / Spiral Serisi'ne ilk bakışta insanın aklına envanter gelir dünyanın küçültülmüş, kavisli bir kataloğu. Ama tuvalde dolaşmaya başladığınızda envanterin dağıldığını fark edersiniz. Nesneler yan yana durmuyor; bir hat üzerinde taşınıyorlar. Kompozisyonu ayakta tutan şey nesnelerin kendisi değil, onları birbirine bağlayan o kıvrım.

Sanatçı bunu kendi sözleriyle şöyle tarif ediyor: "Yapı, resmin yüzeyinde kendini dayatmayan; formu, boşluğu ve akışı organize eden bir omurga olarak var olur."

 

Mimarlığın görünmediği yer

Eryılmaz'ın üretimi mimarlık disiplininden besleniyor. Ama bu, resimlerde bina aramamız gerektiği anlamına gelmiyor  tam tersini. Kendi ifadesiyle mimarlık, "resimde doğrudan temsil edilen bir form olarak değil, görünmeyen bir yapı olarak" ele alınıyor.

Bunun ne demek olduğunu anlamak için Katmalar arasında'ya bakmak yeterli. Yüzeyde kabartma taş yüzeyler, oymalı rozetler, figürler, üstte bir kent silueti var. İnsan burada mimarlığın nihayet göründüğünü sanabilir. Oysa resmi ayakta tutan şey oymalar değil, o oymaları taşıyan düzlemlerin katlanışı. Mimarlık motifte değil, kıvrımda. Bir başka deyişle: resimde temsil edilen şey bir duvar, ama resmi kuran şey bir kesit.

Aynı ayrım Eşik'te de sürüyor. Başlık mimari bir terim eşik, doluluğun boşluğa dönüştüğü tam nokta. Ama tuvalde gördüğümüz bir kapı değil, bir geçit anlatısı: bir gemi, bir balon, bir kurt, bir at. Eşik burada bir yapı elemanı olmaktan çıkıp bir zaman kipine dönüşmüş.

 

Boşluğun işi

Sanatçı metninin en iddialı cümlesi şu: "Boşluk benim için pasif bir alan değil; formu tanımlayan, hareketi yönlendiren aktif bir bileşendir."

Resim tarihinde boşluk çoğu zaman bir bekleme odasıdır figürün gelmesini bekleyen zemin. Eryılmaz'da öyle değil. Magical Lake'in koyu mavi göl yüzeyi, çevresindeki katmanlı tepelerden daha az iş yapmıyor. Balıklar orada yüzmüyor, orada asılı duruyorlar; suyun karanlığı onları taşıyan şeyin ta kendisi. Yukarıdaki bej bulut motiflerinin arasındaki beyaz aralıklar da öyle: bulutları çizen çizgiler değil, çizgiler arasında bırakılan nefeslik.

Bu, doluluk–boşluk ilişkisini kurucu unsur olarak gören bir gözün alışkanlığı. Mimar, planı çizerken duvarları değil odaları düşünür.

Ve bu yaklaşım, işler tuvalden taştığında fiziksel bir gerçeğe dönüşüyor.

 

Tuvalin kenarından çıkan el

Rock Paper Scissors bir rölyef. Mor, sarı ve kızıl kirişler, birbirine geçmiş kalın çubuklar halinde alt yarıyı dolduruyor  sert, geometrik, tartışmasız bir mimari. Üst yarıda ise eller. Farklı ten renklerinde, onlarca el; taş, kâğıt, makas işaretleri yapıyorlar. Ve kimi eller tuvalin kenarını aşıp duvara taşıyor.

Bu, teknik bir cesaret gösterisi değil. Boşluğun aktif olduğu iddiasının son sonucu. Eğer boşluk formu tanımlıyorsa, resmin dışındaki boşluk da  yani duvar  resme dahildir. El, çerçeveyi kırarak bunu ispatlıyor.

Henri Focillon, ellere yazdığı methiyede, elin "düşünen bir organ" olduğunu söyler; biçimin doğduğu yer zihin değil, avuçtur. Eryılmaz'ın kirişleri düşüncenin geometrisiyse, eller o geometrinin içinden çıkan tereddüt. Taş, kâğıt, makas  sonucu hesapla değil, aynı anda açılan avuçlarla belirlenen bir oyun.

Sanatçının anlattığı süreç de tam olarak bu: "Çalışmalar genellikle yapısal bir kurgu ile başlar; süreç ilerledikçe kontrol gevşer ve sezgi devreye girer."

 

Zamana direnen ve zamanla açılan

Eryılmaz'ın metnindeki en verimli gerilim şurada: "Mimarlık zamana direnen bir alan önerirken, resim zamanla evrilen bir süreci mümkün kılar."

Bu gerilimin en somut karşılığı Scroll Series. Bir kaydırma resmi, doğası gereği zamansal bir nesnedir — asılıp bakılmaz, açılır. Tuval değil, süredir. Magical Lake / Scroll Series'te iki koi, ginkgo dallarının altında, bulut bordürleriyle çerçevelenmiş dikey bir su sütununda dönüyor. Motifler Uzak Doğu'dan geliyor ama biçim kararı mimari: dikey bir aks, iki uçta ağırlık, ortada boşaltılmış bir merkez.

Ve balıklar. Koi, döngüsel zamanın hayvanıdır akıntıya karşı yüzer, dönüşür. Spiral Serisi'nde onun karşısına çıkarılan nesnelere dikkat edin: bir cep saati, bir gramofon, bir otomobil. Üçü de zamanı ölçen, kaydeden ya da yenen makineler. Doğanın döngüsel zamanı ile makinenin doğrusal zamanı, aynı halkanın içinde, birbirine değecek kadar yakın duruyor.

Spiral bu yüzden rastlantısal bir motif değil. Kendine dönmeyen tek eğridir. Tekrar eder ama asla aynı noktaya varmaz.

Sanatçı bunu şöyle bitiriyor: "Çizgi, önceden belirlenmiş sabit bir rota izlemez; dönüşür, tekrar eder ve genişler. Bu tekrarlar yalnızca biçimsel bir tercih değil, ritmi ve sürekliliği görünür kılmanın bir yoludur."