2026-03-03 – 2026-04-02
Geometrinin Belleği: Ali Altınel'in Algısal Soyutlamaları
Bir nesneye baktığınız ilk saniyeyi hatırlayın. Henüz ayrıntılar netleşmeden, zihnin kaydeddiği o ham görüntüyü silüetlerin, renk kütlelerinin ve oranların birbirine yaslandığı o kırılgan anı. Ali Altınel tam olarak bu noktada durur: görmenin başladığı ama tanımlamanın henüz tamamlanmadığı eşikte.
Mimarlık eğitiminin kazandırdığı oran, ritim ve mekânsal denge bilgisini plastik sanatların sezgisel diline çeviren Altınel, süprematist ve geometrik soyutlamayı kendi algısal bellek araştırmasının aracına dönüştürüyor. Tuvallerinde karşılaştığımız keskin kenarlar, çarpışan renk düzlemleri ve düz yüzeyler ilk bakışta katı bir formalizmi işaret ediyor gibi görünse de, her kompozisyonun altında somut dünyanın tanıdık silüetleri sessizce çalışır: bir pelikanın gagasına sıkışmış balıklar, koyda süzülen yelkenliler, güneş şemsiyesinin altındaki bir bahçe sandalyesi ya da dere kenarında kızaran sonbahar yaprakları.

Fisher serisinde, sarı-yeşil tonlarında soyutlanmış bir pelikan gagası tuvali merkeze alır. Gagadaki üç balık figürü bej ve krem baklava formlarıyla figüratif gerçekliğin geometrik dile en saf çevirilerinden birini sunar. Çevredeki koyu mavi, kırmızı üçgenler ve pembe kareler ise deniz, güneş ve rüzgârın izlenimsel karşılıkları olarak işlev görür. Sanatçının kolaj estetiğinden beslenen keskin kenar geçişleri, görüntünün anlık bir fotoğraf karesinden çok, belleğin yeniden kurduğu bir sahne olduğunu hissettirir.

Sails çalışmasında ise kıyıdan açığa doğru akan mavi yeşil tonlarının derinlik yanılsaması, üç kırmızı yelken üçgeniyle kırılır. Üst katmanların gökyüzü ve dağ kütlelerini, alt katmanların deniz yüzeyini ve kıyı kumunu çağrıştırması, Altınel'in bahsettiği "sezgisel okuma"nın en net örneklerinden birini oluşturur. İzleyici bilinçli bir analiz yapmadan, gözün alışkanlıklarıyla manzarayı tanır.

Next Stop adlı eser, gündelik yaşamın en sıradan anlarından birini bahçede bir sandalye, güneş şemsiyesi, yeşillikler arasından süzülen ışık keskin geometrik fragmanlara ayırır. Yaprak formlarının onlarca farklı yeşil tonuyla örülmesi, sanatçının doğadaki renk çoğulluğunu tek bir pigmente indirgemek yerine çoğaltma tercihini gösterir. Kırmızı-beyaz şemsiye, bu yeşil kaosun içindeki tek düzenli form olarak kompozisyonun odak noktasını oluşturur.

Nature ise belki de serinin en lirik çalışması: kırmızı çiçekli bir ağaçlık, kayalık bir dere yatağı ve suda parıldayan yansımalar. Burada geometri, doğanın organik kaosunu disipline etmekten çok, onunla diyalog kurar. Alt katmandaki beyaz ve gri üçgenler su yüzeyini çağrıştırırken, üst katmandaki yeşil-kırmızı parçalanma yaprak ve çiçek arasındaki sınırı bilinçli olarak belirsizleştirir.

Odyssey Gökyüzünde asılı kalan siyah monolit, pastel kristallerin arasından yükselen sessiz bir çağrıya dönüşür; Altınel burada Kubrick'in ikonik imgesiyle mimari kütle ilişkisini aynı düzlemde buluşturarak, bilinen ile bilinmeyenin eşiğinde bir gerilim kurar.
Altınel'in üretimi, çağdaş Türk soyut resminde bellek ve algı ilişkisini sistematik olarak araştıran özgün bir konum işgal ediyor. Eserler yalnızca estetik soyutlamalar değil, mimari düşünceyle plastik duyarlılığın kesiştiği disiplinler arası düşünce alanları olarak okunmayı hak ediyor.
Collecist Editör Masası
Ali Altınel'i Collecist'te takip edin: collecist.com