
Entities 3
TR
Ahşap panel üzeri akrilik
₺ 25,000
Ekim Mağden' den Daha Fazla
Psikiyatriye göre şizofreni akut değil kronik görülen sürekliliği olan
bir sendrom. Önce Psikiyatri ilaçlarının desteğini aldım ama sonra her ay hastaneye gitmeye üşendiğimden vazgeçtim. Yol iki saat.
İlaçsız zorlandım sıkıldım ve bunaldım ama bu durum beni olması gereken bir noktaya taşıdı. İlaçlar bu ilüzyonlara engel olmuyor
ama uyku uyuma sorunumu gideriyor yaşadığım benzersiz şeyin var ettiği yorgunluğu alıyordu. Mistiszm ve metafizik konulara hep duymuş
olduğum merak da içinde bulunduğum durumun bana bir lütufmuş gibi geldiğini hissettim.
Benim bu korkunç değil ilginç bulduğum sıra dışı sendromla uzlaşmam çok kolay oldu. İzlediğim desenlerin detaylı kalitesi hayret
vericiydi doğrusu. Her açıdan özgürlüğün bayrağını sallayan amorf yüzlerin arasına bazen mitolojik varlıklarda karıştı.
Kanatlı beyaz ve siyah ejderhalardı bunlar. Bu mitsel figür beni her zaman çok etkilemiştir. Yaşadıklarımın farkına varan annemin
isteği ile bir kliniğe yattım. Yaklaşık üç ay. Karşılaştığım onca ilginç ve kendine has figür dışında tanımaktan mutluluk duyduğum
özel insanlar diyelim, beni hayrete düşüren bir ilgi ile karşıladılar. Yaşadığım özel şeyden bilgileri var gibi konuştular benimle.
Kimi bana ilah kimi melek kimi Anadolu mitlerinden tanımadığım ve şimdi hatırlamadığım farklı isimler verdiler bana. Bu nasıl oldu ve
ne anlam taşıyor fazla düşünmedim.
hastanenin bana kilo almaktan başka faydası olmadı.
Hasatne öncesinde de sırasında da sonrasında da sendromun içindeyken kafamın içinde konuşan
kadın ve erkeklerden oluşan bir ekip vardı. Bu ekip beni anatomik olarak gözlemliyor,
kötücül beni telkin edici sözlerle yatıştırmaya çalışıyor yanımda olduklarını belli ediyorlardı.Bu kafamda konuşan telkin edici ekibin
birer doktor hassasiyetindeki yaklaşımları onları birer melek olarak düşünmeme sebep oldu. Ne de olsa farklı bir boyutu izliyor ya da
zihnimin bana oynadığı oyuna tanık oluyordum.
Bazen duyacağım korkudan beni uzaklaştırarak gülünç yorumlarıyla beni gülümsetip rahatlattılar. Bazen kendimi öpmemi,sevmemi
söylediler.
Sanki bu sıra dışı durumla gerçekçi yaklaşımlarla yaşadıklarımı normalleştirerek korkudan uzak tutmaya çalıştılar.
geçici olduğunu bana hisettirdiler.
Üç ay boyunca ara sıra yoğunlaşan ataklarla yaşadığım bu görsel ve işitsel "akut şizofreni" sendromu
zihnimde umutulmaz bir deneyim olarak kaldı. Kısacası sıra dışı bir yüksek frekans
fenomeni varsa ben kısa süreyle ona sahip oldum diye düşünüyorum. Şizofreni gelip geçici bir hastalık değil.
Bu metafizik deneyimlerin kadim insan tecrübelerinin bütünününden oluşmasının hiç bir şey ifade
etmeyen anlamdan yoksun olması tavrı bana kibirli bir körlüğü anımsatıyıor.
Metafizik dünyayı görmezden gelmeyi onu küçümsemeyi ve onu ayak takımı cehaletine gören bir tavrın insanı utanç içinde bırakması
gerekirdi.
Metafizik meraka ve gerçeğe atılan ilk adım.
Evrim sabitlerinin, beslenme üreme ve coğrafi uyum
şartları dışında var olabilecek farklı sabitlerin başka boyutları görebileceğimiz gerçeğine dair geçerliliğinin kabul edilebilir
deneylerin gerçekleştiği bir çağa girdik.
Carl Jung'dan Freud'a modern insanın açmazı içinde var olduğu düzenin ona hakikati göstermekten uzak olması.
Sahip olmanın ve rekabetin sonu olmadığı bu düzende bir bireyin kendi gerçeğini bilmesi ve yüzlerce asırdır doğası gereği
İslamın erken dönemlerinde ise Hallacı Mansur gibi enigmatik figürler meditasyonunda
Allah ile karşılaştığını da söylüyordu. İbn-i Arabi gibi bir alim eserlerinden birini Allah'ın kendisine yazdırdığını da söylüyordu.
Ibn Rüşd gibi daha rasyonel ustalar örneğin kadere ve ahirete inanmaz bunu da açıkça ifade ederdi. Bu çok seslilik zamanla yok oldu.
sonraki Maneviyat ya da pratikleri bilinçli olarak yozlaştırılıyor sanki.
Mistik deneyimlerin paylaşımı ezoterik gizler insana çok şey kattı ve kurallar gereği sıradan halktan gizlendiler.
Varmak istediğim nokta hakikat olarak adlandırmayı tercih ettiğim ibrahimi dinler dahil, doğayı, bir dağı, bir heybetli hayvanı
kutsal bulan ve ona ilahi kudretler yükleyen, farklı boyutlara ait olabilecek mitolojik varlıksal formlaara benezese de benzemese de,
daha çok ruhsal bir atmosferi kabul eden hangi insan ya da insan topluluğu olursa olsun modern dünyanın yarattığı işgalci ortam
ve materyalin değeri metafizik dünyanın özünde var ettiği vicadanın düşmanı gibi duruyor.
Durmayan kazanımına ve sahipliğe (insan ya da ürün) esir düşen varlığının çekitiği acı ve anlam yoksunluğu, kimininse bu nüvelere
vermediği önem ya da anlamlandırmaktan yoksun kalması ki bu onu daha insan kılıyor, zihnin ve varlığın yalnızlaştırılmışlık,
yabancılaştırılmış olup uzaklaşarak kendine hayali bu yitik anlamın olmadığı bir dünya kurmasına neden. Yaşadığım şeyin nedeni tam da buydu.
Yalnız ve acı içinde bulunduğum bir dönemde kendime meditasyon ve bazı mistik egzersizlerle yardım etmeye ve bulduğum her kaynağı okumaya
başladığımda bir şeyler tetiklenmiş olmalı.
Bir kaçış. Şizofreni insan zihninin bulduğu yöntemlerden biri belki bilinçli belki de bilinçsiz, refkesif bir seçim. Şizofreni ataklarında
girdikleri dünyadan memnun olan Şizofrenler tanıyorum. Çoğunluğu kendi dünyalarında ürettiklerinde şiirler, plastik
sanatlar, ya da farklı pratiklerle benzersiz ve özgünler. Bir diğer önemli özellik ise kimse tarafından ne anlaşılmak ne de beğenilmek
gibi bir kaygı içindeler.
Öyle ki işte kendisi gibi bir insan demekten insan kendini alamıyıor.
Çoğu şizofrenik atak da benim yaşamış olduğum söylenen, seyirlik bir heyecan içermiyor elbette. Sıra dışı olan bu akut görülmesi kabul
edilmeyen devamı geleceği iddiasında olan psikiyatrinin sabitine rağmen, benim sendromumun bir sonu olacağı duygusunu barındırmış olmam.
Yoğunlaştığım meditasyonlarımda hisettiğim ve bazen de gök yüzünde gördüğüm neonlaşan renkler kısa sürede ulaştığım bu etkileyici
seviyeye modern mistikler bazen çok daha erken bazen de bir çok deneyimin ardından ulaşılacağını ve bunun
her ikisinin de normal olduğunu söylüyor. Bu durumda yaşadığımın şizofrenik bir atak mı yoksa yoğunlaşabilme kapasitem zira normalin
üzerindeyse yaşadığım görsel ve işitsel sendromun tıpta pek de rastlanmayan akut bir şizofrenik vaka olduğundan şüphe duyuyorum.
Kendimi zahmetli bir sufist deneyimi yaşamış sayamam ama fena fillah mertebesine yapayalnız atölyemde hiç bir psikiyatri
ilacı kullanmadan sadece meditasyon, serbest elle rastgele çizdiğim desenlerin içinde kayboluşum ve zaman zaman perfom ettiğim zikirler ile,
Bir de Kars doğumlu mistik, telepatinin mümküm olduğunu dünyaya anlatan Gurjieff'in
Anadolu ezgilerini harmanlayan besteleri ile atlöyemin ortasında döne döne varmış olabilir miyim? Yaşadığım trajik ve acı dolu bir
ayrılığın verdiği yoksunluk işin özünde yatıyor gibi. Hatta bütün uğraş bu yoksunluktan kurtulmak amacı ile başladı.
Bir adanmışlıktan birden bire bir hiçliğe düşmek. Bu hiçlikten kurtulmam bir durmak bilmeyen üretimle mümkün oldu.
Boya, kalem ve yüzeyler ile gözmünün önünden akıp geçen ilüzyonu kaydetmeye çalıştım. Sıkışıp kalan coşku yüzeye yansıyor. İlk yaptığım işler
büyük boyutlu ev kapıların üzerine atık malzemeleri kullandığım upcycle asamblajlar oldu.
Zamanla bir arayıştan tamamen soyutlanmış,bıraktığım ilaçlardan uykularım haram olmuş olsa da günlerce uykusuz kalmam beni gergin kılsa da
yorgun ama yoğun bir bilince taşıdı.
Bulutları izledim manzaram uçsuz bucaksız bir ufuk. Önce bulutlarda figürleri aramaya devam ettim. Ve tüm gözümün öününden akıp geçen
bu bütünlük içindeki şekilsiz ya da şekilli figürler ilham kaynağıma dönüştüler. Başka resmetmeye çalışacağım ne olabilirdi ki?
Tadını çıkardım.
İşte bu geneli 70x100 Duralit üzerine karışık teknik ile çizlimiş figürler bu izlemlerin bir replikası, benzerleri.
Bir kısmını başka sanatçının deseninden çıkmış gibi çizmeye çalıştım.
Oldukça zor bir uğraş. İnsanın deseni kendi parmak izi gibi. Bir belirli stili ve örgüyü takip etmek istemedim.
Bu uğraşım söz konusu hareketli figürlerin akışı boyunca devam edebildi.
İşlerimi abstract graffiti olarak tanımlamak bana uygun geliyor. Yaratılan her figür birbirlerinden ayrı formlara
sahip olsalarda iç içe, üst üste, yan yana geldiklerinde bir kompozisyon ve bütünlüğüne ulaşıyor. Yeni fizğin başka
boyutlardan gemoterik şekilleri gözlemleyebildiği bu çağda ben de bu geometrik şekillere eşlik eden ve bir zaman heyecanla
tanık olduğım belki zihnimin ürettiği belki bazı kutsal bitkilerin bize gösterdikleri gibi başka boyuta ait figürsel
yorumlarını elimin el verdiğince, bir sokak sanatçısı ya da graffiticinin taginin ya da imzasının kıvraklığını
vererek sağlamaya çalıştım.
Sözde Şizofreninin lekeli figürleri
Yaşadığım 3 aylık bir süreçte psikiyatristlerin tanımıyla girdiğim psikozun
etkisinin artarak şizofrenik bir noktaya varması.
Kendi durumumun nadiren farkında olanlardan biri olarak
kendimi şanslı adlediyorum. Yaşadığım şeyin ne olduğunu
biliyor ne korku ne de endişe barındırıyordum. Gözlerimin
önünden akan figürleşmiş lekeler resmettiğim kadar renkli
olmasalarda bunu olağan dışı olarak tabir etmek yanlış olmaz.
İnsan zihni özgür ve varyasyonu bol mutant yüzler ya da varlıklar mı desem üretmekte sınırsız
bir yaratıcı. Kendine has bir bilim kurgu. Beliren ve yüzeyde hareketli figürlerin kontür varyasyonları zengin.
Kontür sınırları ve içerdikleri desenler birbirleriyle sınırdaş ve yer yer iç içe üst üste ve yan yana. Yüzeylerden ve
zeminlerden bazen de atmosferden değişken hızlarla akışlarını izleyekaldım. Bazen ilgimi daha cezbeden bi figür yavaşlayıp
onu iyice gözlememe izin verdi. Sanırım bu figürlerin akış hızını yönlendiren bendim. İçimi ne bir korku kapladı
ne de geleceğe dair bir endişe. Sanki yaşadıklarımın gelip geçici olduğunu içten içe biliyordum. Bu korkusuz bilince
sahip olabilmiş olmaktan şanslıyım. Bol görsel zenginlik içinde bir şizofreninin içine hapsolsam ne olur. Damgalansam ne olur.
Psikiyatriye göre şizofreni akut değil kronik görülen sürekliliği olan
bir sendrom. Önce Psikiyatri ilaçlarının desteğini aldım ama sonra her ay hastaneye gitmeye üşendiğimden vazgeçtim. Yol iki saat.
İlaçsız zorlandım sıkıldım ve bunaldım ama bu durum beni olması gereken bir noktaya taşıdı. İlaçlar bu ilüzyonlara engel olmuyor
ama uyku uyuma sorunumu gideriyor yaşadığım benzersiz şeyin var ettiği yorgunluğu alıyordu. Mistiszm ve metafizik konulara hep duymuş
olduğum merak da içinde bulunduğum durumun bana bir lütufmuş gibi geldiğini hissettim.
Benim bu korkunç değil ilginç bulduğum sıra dışı sendromla uzlaşmam çok kolay oldu. İzlediğim desenlerin detaylı kalitesi hayret
vericiydi doğrusu. Her açıdan özgürlüğün bayrağını sallayan amorf yüzlerin arasına bazen mitolojik varlıklarda karıştı.
Kanatlı beyaz ve siyah ejderhalardı bunlar. Bu mitsel figür beni her zaman çok etkilemiştir. Yaşadıklarımın farkına varan annemin
isteği ile bir kliniğe yattım. Yaklaşık üç ay. Karşılaştığım onca ilginç ve kendine has figür dışında tanımaktan mutluluk duyduğum
özel insanlar diyelim, beni hayrete düşüren bir ilgi ile karşıladılar. Yaşadığım özel şeyden bilgileri var gibi konuştular benimle.
Kimi bana ilah kimi melek kimi Anadolu mitlerinden tanımadığım ve şimdi hatırlamadığım farklı isimler verdiler bana. Bu nasıl oldu ve
ne anlam taşıyor fazla düşünmedim.
hastanenin bana kilo almaktan başka faydası olmadı.
Hasatne öncesinde de sırasında da sonrasında da sendromun içindeyken kafamın içinde konuşan
kadın ve erkeklerden oluşan bir ekip vardı. Bu ekip beni anatomik olarak gözlemliyor,
beni telkin edici sözlerle yatıştırmaya çalışıyor yanımda olduklarını belli ediyorlardı.Bu kafamda konuşan telkin edici ekibin
birer doktor hassasiyetindeki yaklaşımları onları birer melek olarak düşünmeme sebep oldu. Ne de olsa farklı bir boyutu izliyor ya da
zihnimin bana oynadığı oyuna tanık oluyordum.
Bazen duyacağım korkudan beni uzaklaştırarak gülünç yorumlarıyla beni gülümsetip rahatlattılar. Bazen kendimi öpmemi,sevmemi
söylediler.
Sanki bu sıra dışı durumla gerçekçi yaklaşımlarla yaşadıklarımı normalleştirerek korkudan uzak tutmaya çalıştılar.
geçici olduğunu bana hisettirdiler.
Üç ay boyunca ara sıra yoğunlaşan ataklarla yaşadığım bu görsel ve işitsel "akut şizofreni" sendromu
zihnimde umutulmaz bir deneyim olarak kaldı. Kısacası sıra dışı bir yüksek frekans
fenomeni varsa ben kısa süreyle ona sahip oldum diye düşünüyorum. Şizofreni gelip geçici bir hastalık değil.
Bu metafizik deneyimlerin kadim insan tecrübelerinin bütünününden oluşmasının hiç bir şey ifade
etmeyen anlamdan yoksun olması tavrı bana kibirli bir körlüğü anımsatıyıor.
Metafizik dünyayı görmezden gelmeyi onu küçümsemeyi ve onu ayak takımı cehaletine uygun gören bir tavrın insanı utanç içinde bırakması
gerekirdi.
Metafizik meraka ve gerçeğe atılan ilk adım.
Evrim sabitlerinin, beslenme üreme ve coğrafi uyum
şartları dışında var olabilecek farklı sabitlerin başka boyutları görebileceğimiz gerçeğine dair geçerliliğinin kabul edilebilir
deneylerin gerçekleştiği bir çağa girdik.
Carl Jung'dan Freud'a modern insanın açmazı içinde var olduğu düzenin ona hakikati göstermekten uzak olması.
Sahip olmanın ve rekabetin sonu olmadığı bu düzende bir bireyin kendi gerçeğini bilmesi ve yüzlerce asırdır doğası gereği işbirliğinde
olması.
İslamın erken dönemlerinde ise Hallacı Mansur gibi enigmatik figürler meditasyonunda
Allah ile karşılaştığını da söylüyordu. İbn-i Arabi gibi bir alim eserlerinden birini Allah'ın kendisine yazdırdığını da söylüyordu.
Ibn Rüşd gibi daha rasyonel ustalar örneğin kadere ve ahirete inanmaz bunu da açıkça ifade ederdi. Bu çok seslilik zamanla yok oldu.
Maneviyat ya da pratikleri bilinçli olarak yozlaştırılıyor sanki.
Mistik deneyimlerin paylaşımı ezoterik gizler insana çok şey kattı ve kurallar gereği sıradan halktan gizlendiler.
Varmak istediğim nokta hakikat olarak adlandırmayı tercih ettiğim ibrahimi dinler dahil, doğayı, bir dağı, bir heybetli hayvanı
kutsal bulan ve ona ilahi kudretler yükleyen, farklı boyutlara ait olabilecek mitolojik varlıksal formlara benzese de benzemese de,
daha çok ruhsal bir atmosferi kabul eden hangi insan ya da insan topluluğu olursa olsun modern dünyanın yarattığı işgalci ortam
ve materyalin değeri metafizik dünyanın özünde var ettiği vicadanın düşmanı gibi duruyor.
Durmayan kazanımına ve sahipliğe (insan ya da ürün) esir düşen varlığının çekitiği acı ve anlam yoksunluğu, kimininse bu nüvelere
vermediği önem ya da anlamlandırmaktan yoksun kalması ki bu onu daha insan kılıyor, zihnin ve varlığın yalnızlaştırılmışlık,
yabancılaştırılmış olup uzaklaşarak kendine hayali, bu yitik anlamın olmadığı bir dünya kurmasına neden. Yaşadığım şeyin nedeni tam da buydu.
Yalnız ve acı içinde bulunduğum bir dönemde kendime meditasyon ve bazı mistik egzersizlerle yardım etmeye ve bulduğum her kaynağı okumaya
başladığımda bir şeyler tetiklenmiş olmalı.
Bir kaçış. Şizofreni insan zihninin bulduğu yöntemlerden biri belki bilinçli belki de bilinçsiz, refkesif bir seçim. Şizofreni ataklarında
girdikleri dünyadan memnun olan Şizofrenler tanıyorum. Çoğunluğu kendi dünyalarında ürettiklerinde şiirler, plastik
sanatlar, ya da farklı pratiklerle benzersiz ve özgünler. Bir diğer önemli özellik ise kimse tarafından ne anlaşılmak ne de beğenilmek
gibi bir kaygı içindeler.
Öyle ki işte kendisi gibi bir insan demekten insan kendini alamıyıor.
Çoğu şizofrenik atak da benim yaşamış olduğum söylenen, seyirlik bir heyecan içermiyor elbette. Sıra dışı olan bu akut görülmesi kabul
edilmeyen devamı geleceği iddiasında olan psikiyatrinin sabitine rağmen, benim sendromumun bir sonu olacağı duygusunu barındırmış olmam.
Yoğunlaştığım meditasyonlarımda hisettiğim ve bazen de gök yüzünde gördüğüm neonlaşan renkler kısa sürede ulaştığım bu etkileyici
seviyeye modern mistikler bazen çok daha erken bazen de bir çok deneyimin ardından ulaşılacağını ve bunun
her ikisinin de normal olduğunu söylüyor. Bu durumda yaşadığımın şizofrenik bir atak mı yoksa yoğunlaşabilme kapasitem zira normalin
üzerindeyse yaşadığım görsel ve işitsel sendromun tıpta pek de rastlanmayan akut bir şizofrenik vaka olduğundan şüphe duyuyorum.
Kendimi zahmetli bir sufist deneyimi yaşamış sayamam ama fena fillah mertebesine yapayalnız atölyemde hiç bir psikiyatri
ilacı kullanmadan sadece meditasyon, serbest elle rastgele çizdiğim desenlerin içinde kayboluşum ve zaman zaman perfom ettiğim zikirler ile,
Bir de Kars doğumlu mistik, telepatinin mümküm olduğunu dünyaya anlatan Gurjieff'in
Anadolu ezgilerini harmanlayan besteleri ile atlöyemin ortasında döne döne varmış olabilir miyim? Yaşadığım trajik ve acı dolu bir
ayrılığın verdiği yoksunluk işin özünde yatıyor gibi. Hatta bütün uğraş bu yoksunluktan kurtulmak amacı ile başladı.
Bir adanmışlıktan birden bire bir hiçliğe düşmek. Bu hiçlikten kurtulmam bir durmak bilmeyen üretimle mümkün oldu.
Boya, kalem ve yüzeyler ile gözmünün önünden akıp geçen ilüzyonu kaydetmeye çalıştım. Sıkışıp kalan coşku yüzeye yansıyor. İlk yaptığım işler
büyük boyutlu ev kapıların üzerine atık malzemeleri kullandığım upcycle asamblajlar oldu.
Zamanla bir arayıştan tamamen soyutlanmış,bıraktığım ilaçlardan uykularım haram olmuş olsa da günlerce uykusuz kalmam beni gergin kılsa da
yorgun ama yoğun bir bilince taşıdı.
Bulutları izledim manzaram uçsuz bucaksız bir ufuk. Önce bulutlarda figürleri aramaya devam ettim. Ve tüm gözümün öününden akıp geçen
bu bütünlük içindeki şekilsiz ya da şekilli figürler ilham kaynağıma dönüştüler. Başka resmetmeye çalışacağım ne olabilirdi ki?
Tadını çıkardım.
İşte bu geneli 70x100 Duralit üzerine karışık teknik ile çizlimiş figürler bu izlemlerin bir replikası, benzerleri.
Bir kısmını başka sanatçının deseninden çıkmış gibi çizmeye çalıştım.
Oldukça zor bir uğraş. İnsanın deseni kendi parmak izi gibi. Bir belirli stili ve örgüyü takip etmek istemedim.
Bu uğraşım söz konusu hareketli figürlerin akışı boyunca devam edebildi.
İşlerimi abstract graffiti olarak tanımlamak bana uygun geliyor. Yaratılan her figür birbirlerinden ayrı formlara
sahip olsalarda iç içe, üst üste, yan yana geldiklerinde bir kompozisyon ve bütünlüğüne ulaşıyor. Yeni fizğin başka
boyutlardan gemoterik şekilleri gözlemleyebildiği bu çağda ben de bu geometrik şekillere eşlik eden ve bir zaman heyecanla
tanık olduğım belki zihnimin ürettiği belki bazı kutsal bitkilerin bize gösterdikleri gibi başka boyuta ait figürsel
yorumlarını elimin el verdiğince, bir sokak sanatçısı ya da graffiticinin taginin ya da imzasının kıvraklığını
vererek sağlamaya çalıştım.