Skulls Heaven

TR
Ahşap panel üzeri karışık teknik. Medya arasında akrilik kaleminin kullanımı ve grafiti dokusu, bir duvar resmi etkisi bırakması açısından figürler yüzeyin ortasında birleşir ve yüzeyin kendi alanı paspartuyu oluşturur. Figürler detaylı olduğundan yakından incelenmesini öneriyorum.
₺ 25,000
(0.0/5.0)
0 Beğeni
4 Görüntülenme

Ekim Mağden' den Daha Fazla

Saint Raven..
70 x 100 x 0.004 cm
Ekim Mağden
₺ 20,000
Alice..
x x cm
Ekim Mağden
Tails..
70 x 100 x 0.004 cm
Ekim Mağden
₺ 25,000
Baby room entities..
x x cm
Ekim Mağden
₺ 1,500
Bugs..
70 x 100 x 0.004 cm
Ekim Mağden
₺ 30,000
Sözde şizofreninin lekesel figürleri Yaşadığım üç aylık bir süreçte, psikiyatristlerin tanımıyla girdiğim psikozun etkisi artarak şizofrenik bir noktaya vardı. Kendi durumumun nadiren farkında olanlardan biri olarak kendimi şanslı sayıyorum. Yaşadığım şeyin ne olduğunu biliyor, ne korku ne de endişe barındırıyordum. Gözlerimin önünden akan figürleşmiş lekeler, resmettiğim kadar renkli olmasalar da, bunu olağan dışı olarak tanımlamak yanlış olmaz. İnsan zihni özgür ve varyasyonu bol; mutant yüzler mi desem, varlıklar mı, üretmekte sınırsız bir yaratıcı. Kendine has bir bilim kurgu. Beliren ve yüzeyde hareket eden figürlerin kontür varyasyonları zengindi. Kontür sınırları ve içerdikleri desenler birbirleriyle sınırdaş, yer yer iç içe, üst üste ve yan yanaydı. Yüzeylerden, zeminlerden, bazen de atmosferden değişken hızlarla akışlarını izleyip kaldım. Bazen ilgimi daha çok cezbeden bir figür yavaşlıyor, onu iyice gözlememe izin veriyordu. Sanırım bu figürlerin akış hızını yönlendiren bendim. İçimi ne bir korku kapladı ne de geleceğe dair bir endişe. Sanki yaşadıklarımın gelip geçici olduğunu içten içe biliyordum. Bu korkusuz bilince sahip olabilmiş olmaktan şanslıyım. Bol görsel zenginlik içinde bir şizofreninin içine hapsolsam ne olur, damgalansam ne olur. Psikiyatriye göre şizofreni akut değil, kronik görülen ve sürekliliği olan bir sendrom. Önce psikiyatrik ilaçların desteğini aldım ama sonra her ay hastaneye gitmeye üşendiğimden vazgeçtim. Yol iki saatti. İlaçsız zorlandım, sıkıldım, bunaldım ama bu durum beni olması gereken bir noktaya taşıdı. İlaçlar bu illüzyonlara engel olmuyordu ama uyku sorunumu gideriyor, yaşadığım benzersiz şeyin yarattığı yorgunluğu alıyordu. Mistisizm ve metafizik konulara hep duyduğum merak da içinde bulunduğum durumun bana bir lütufmuş gibi gelmesine neden oldu. Benim bu korkunç değil, ilginç bulduğum sıra dışı sendromla uzlaşmam kolay oldu. İzlediğim desenlerin detaylı kalitesi hayret vericiydi. Her açıdan özgürlüğün bayrağını sallayan amorf yüzlerin arasına bazen mitolojik varlıklar da karıştı. Kanatlı beyaz ve siyah ejderhalardı bunlar. Bu mitsel figür beni her zaman etkilemiştir. Yaşadıklarımın farkına varan annemin isteğiyle bir kliniğe yattım. Yaklaşık üç ay. Karşılaştığım onca ilginç ve kendine has figür dışında, tanımaktan mutluluk duyduğum özel insanlar da oldu. Beni hayrete düşüren bir ilgiyle karşıladılar. Yaşadığım özel şey hakkında bilgileri varmış gibi konuştular benimle. Kimi bana ilah dedi, kimi melek, kimi Anadolu mitlerinden tanımadığım ve şimdi hatırlamadığım farklı isimler verdi. Bunun nasıl olduğunu ve ne anlama geldiğini fazla düşünmedim. Hastanenin bana kilo almaktan başka faydası olmadı. Hastane öncesinde, sırasında ve sonrasında sendromun içindeyken kafamın içinde konuşan kadın ve erkeklerden oluşan bir ekip vardı. Bu ekip beni anatomik olarak gözlemliyor, telkin edici sözlerle yatıştırmaya çalışıyor, yanımda olduklarını hissettiriyordu. Bu kafamda konuşan telkin edici ekibin birer doktor hassasiyetindeki yaklaşımları, onları birer melek olarak düşünmeme neden oldu. Ne de olsa farklı bir boyutu izliyor ya da zihnimin bana oynadığı oyuna tanık oluyordum. Bazen duyacağım korkudan beni uzaklaştırarak gülünç yorumlarıyla gülümsetip rahatlattılar. Bazen kendimi öpmemi, sevmemi söylediler. Sanki bu sıra dışı durumu gerçekçi yaklaşımlarla normalleştirerek beni korkudan uzak tutmaya çalıştılar. Geçici olduğunu bana hissettirdiler. Üç ay boyunca, ara sıra yoğunlaşan ataklarla yaşadığım bu görsel ve işitsel “akut şizofreni” sendromu zihnimde unutulmaz bir deneyim olarak kaldı. Kısacası, sıra dışı bir yüksek frekans fenomeni varsa, ben kısa süreliğine ona temas ettim diye düşünüyorum. Şizofreni gelip geçici bir hastalık değil. Bu metafizik deneyimlerin kadim insan tecrübelerinin bütününden oluşmasının, hiçbir şey ifade etmeyen ve anlamdan yoksun görülmesi bana kibirli bir körlüğü anımsatıyor. Metafizik dünyayı görmezden gelmek, onu küçümsemek ve ayak takımı cehaletine uygun görmek insanı utanç içinde bırakmalıydı. Metafizik, meraka ve gerçeğe atılan ilk adımdır. Evrim sabitlerinin —beslenme, üreme ve coğrafi uyum şartları dışında— var olabilecek başka sabitlerin, farklı boyutları görebileceğimiz gerçeğine dair kabul edilebilir deneylerin gerçekleştiği bir çağa girdik. Carl Jung’dan Freud’a, modern insanın açmazı, içinde var olduğu düzenin ona hakikati göstermekten uzak olmasıdır. Sahip olmanın ve rekabetin sonu olmayan bu düzende, bireyin kendi gerçeğini bilmesi ve yüzlerce asırdır doğası gereği işbirliğinde olması. İslam’ın erken dönemlerinde Hallâc-ı Mansur gibi enigmatik figürler meditasyonlarında Allah ile karşılaştıklarını söylüyordu. İbn-i Arabi gibi bir âlim, eserlerinden birini Allah’ın kendisine yazdırdığını dile getiriyordu. İbn Rüşd gibi daha rasyonel ustalar ise kadere ve ahirete inanmadığını açıkça ifade edebiliyordu. Bu çok seslilik zamanla yok oldu. Maneviyat ve pratikleri bilinçli olarak yozlaştırılıyor sanki. Mistik deneyimlerin paylaşımı ve ezoterik gizler insana çok şey kattı ama kurallar gereği sıradan halktan gizlendi. Varmak istediğim nokta şu: Hakikat olarak adlandırmayı tercih ettiğim İbrahimi dinler dâhil, doğayı, bir dağı, heybetli bir hayvanı kutsal bulan; ona ilahi kudretler yükleyen; farklı boyutlara ait olabilecek mitolojik varlıksal formlara benzese de benzemese de daha çok ruhsal bir atmosferi kabul eden hangi insan ya da topluluk olursa olsun, modern dünyanın yarattığı işgalci ortam ve materyalin değeri metafizik dünyanın özünde var ettiği vicdanın düşmanı gibi duruyor. Durmayan kazanıma ve sahipliğe —insan ya da ürün— esir düşen varlığın çektiği acı ve anlam yoksunluğu; kimilerininse bu nüvelere önem vermemesi ya da anlamlandıramaması, onu daha insan kılıyor. Zihnin ve varlığın yalnızlaştırılması ve yabancılaştırılması, insanın uzaklaşıp kendine hayali, yitik anlamdan yoksun bir dünya kurmasına neden oluyor. Yaşadığım şeyin nedeni tam da buydu. Yalnız ve acı içinde bulunduğum bir dönemde kendime meditasyon ve bazı mistik egzersizlerle yardım etmeye, bulduğum her kaynağı okumaya başladığımda bir şeyler tetiklenmiş olmalıydı. Bir kaçış. Şizofreni, insan zihninin bulduğu yöntemlerden biri belki; bilinçli ya da bilinçsiz, refleksif bir seçim. Şizofreni ataklarında girdikleri dünyadan memnun olan şizofrenler tanıyorum. Çoğu, kendi dünyalarında ürettikleri şiirler, plastik sanatlar ya da farklı pratiklerle benzersiz ve özgün. Bir diğer önemli özellikleri, anlaşılmak ya da beğenilmek gibi bir kaygı taşımamaları. Çoğu şizofrenik atak elbette benim yaşadığım söylenen seyirlik bir heyecan içermiyor. Sıra dışı olan, akut görülmesi kabul edilmeyen ve devamı olacağı iddia edilen psikiyatrik kabule rağmen, benim sendromumun bir sonu olacağı duygusunu baştan barındırmasıydı. Yoğunlaştığım meditasyonlarda hissettiğim ve bazen gökyüzünde gördüğüm neonlaşan renkler, kısa sürede ulaştığım bu etkileyici seviyeye modern mistiklerin bazen çok daha erken, bazen de birçok deneyimin ardından ulaşıldığını ve her ikisinin de normal olduğunu söylediklerini düşündürdü. Bu durumda yaşadığım şeyin şizofrenik bir atak mı, yoksa yoğunlaşma kapasitem normalin üzerindeyse görsel ve işitsel bir deneyim mi olduğu konusunda şüphe duydum. Kendimi zahmetli bir sufist deneyimi yaşamış sayamam ama fena fillah mertebesine, yapayalnız atölyemde, hiçbir psikiyatri ilacı kullanmadan; yalnızca meditasyon, serbest elle rastgele çizdiğim desenlerin içinde kayboluşum ve zaman zaman performe ettiğim zikirlerle, bir de Kars doğumlu, telepatinin mümkün olduğunu dünyaya anlatan Gurdjieff’in Anadolu ezgilerini harmanlayan besteleri eşliğinde, atölyemin ortasında döne döne varmış olabilir miyim? Yaşadığım trajik ve acı dolu bir ayrılığın verdiği yoksunluk işin özünde yatıyor gibiydi. Hatta bütün uğraş bu yoksunluktan kurtulmak amacıyla başladı. Bir adanmışlıktan birdenbire bir hiçliğe düşmek. Bu hiçlikten kurtulmam, durmak bilmeyen bir üretimle mümkün oldu. Boya, kalem ve yüzeylerle gözümün önünden akıp geçen illüzyonu kaydetmeye çalıştım. Sıkışıp kalan coşku yüzeye yansıdı. İlk yaptığım işler, büyük boyutlu ev kapıları üzerine atık malzemelerle gerçekleştirdiğim upcycle asamblajlar oldu. Zamanla bir arayıştan tamamen soyutlandım. Bıraktığım ilaçlardan sonra uykularım haram oldu; günlerce uykusuz kalmam beni gergin kılsa da yorgun ama yoğun bir bilince taşıdı. Bulutları izledim. Manzaram uçsuz bucaksız bir ufuktu. Önce bulutlarda figürler aradım. Gözümün önünden akıp geçen bu bütünlük içindeki şekilsiz ya da şekilli figürler ilham kaynağıma dönüştü. Başka neyi resmetmeye çalışabilirdim ki. Tadını çıkardım. İşte bu, geneli 70x100 duralit üzerine karışık teknikle çizilmiş figürler, bu izlemlerin birer replikası. Bir kısmını, başka bir sanatçının deseninden çıkmış gibi çizmeye çalıştım. Oldukça zor bir uğraş. İnsanın deseni kendi parmak izi gibi; belirli bir stili ve örgüyü takip etmek istemedim. Bu uğraşım, söz konusu hareketli figürlerin akışı boyunca devam edebildi. İşlerimi “abstract graffiti” olarak tanımlamak bana uygun geliyor. Yaratılan her figür birbirinden ayrı formlara sahip olsa da iç içe, üst üste ve yan yana geldiklerinde bir kompozisyon ve bütünlüğe ulaşıyor. Yeni fiziğin başka boyutlardan geometrik şekilleri gözlemleyebildiği bu çağda, ben de bu geometrik şekillere eşlik eden ve bir zamanlar heyecanla tanık olduğum —belki zihnimin ürettiği, belki de kutsal bitkilerin bize gösterdiği gibi— başka bir boyuta ait figürsel yorumları, elim elverdiğince; bir sokak sanatçısının ya da graffiticinin tag’inin kıvraklığıyla aktarmaya çalıştım.

Benzer Sanat Eserleri

Saint Raven..
70 x 100 x 0.004 cm
Ekim Mağden
₺ 20,000
Daily Life..
21 x 30 x cm
Ali Altınel
₺ 2,000
isimsiz-002..
x x cm
Erkan Özdilek
₺ 465,000
Tails..
70 x 100 x 0.004 cm
Ekim Mağden
₺ 25,000
Gölgeler..
x x cm
Melda Gökser
₺ 8,000