MODA Sanat Tarihini Kiraladı Müze eserleriyle artık satılık. Tarih, en yüksek teklifi verene.
MODA Sanat Tarihini Kiraladı
Müze eserleriyle artık satılık. Tarih, en yüksek teklifi verene.
Metropolitan Museum of Art'ın Kostüm Enstitüsü, 200 sanat eserini 200 giysiyle eşleştiriyor. Kulağa zarif geliyor. Ama metnin ilk paragrafında küratörün adından önce Jeff Bezos'un adı geçiyorsa, burada sanat tarihi yazılmıyor sanat tarihi kiralanıyor.
"Giysi ile beden arasındaki doğal ilişki." Ne kadar steril. Ne kadar güvenli. Ne kadar politikadan arındırılmış.
Oysa o doğal ilişkinin içinde ne var? Bangladeş'teki atölye yangınları var. Sekiz saatlik vardiyalarda dikiş diken eller var. Küresel tedarik zincirinin en altında, günde birkaç dolara çalışan bedenler var. Bunların hiçbiri sergide bir etiket olarak yer almıyor. Çünkü sponsor logosu, o etiketin üstüne yapıştırılmış.
Moda, sanat tarihine her zaman ilgi duydu. Bu anlaşılabilir bir şey. Giysi de bir kültürel belge, giysi de bir dönemin tanığı. Ama bugün olan şey bu değil.
Bugün olan şey şu: Lüks markalar ve milyarder isimler, sanat kurumlarını meşruiyet fabrikasına dönüştürüyor. Müzeye girince "kültürel" oluyorsunuz. Tarihin yanına sergilenince "kalıcı" oluyorsunuz. Akademik bir metne konu olunca "önemli" oluyorsunuz.
Ve bunun bedeli? Rahatsız edici soruların dışarıda bırakılması. Emek nerede? Sömürü nerede? Lüksün arkasındaki sınıfsal yoğunlaşma nerede? Hepsi podyum ışıklarında buharlaşıyor. "Soyut beden" anlatılırken, bedenin üretim koşulları soyutlanıyor.
Bu tercih meselesi kapasite değil. Daha önce Louis Vuitton sponsorluğunda düzenlenen Superfine: Tailoring Black Style sergisi güçlü, eleştirel, gerçekten küratoryal bir çerçeve sunmuştu. Demek ki mümkün. Demek ki sermayenin içinde bile dürüst bir ses mümkün.
Ama bugün tercih edilen şey başka: Tarihi dekor olarak kullanmak. Geçmişi bugünün gücünü meşrulaştırmak için çerçevelemek. Müzeyi, milyarderin imajını parlatacak bir vitrine dönüştürmek.
Condé Nast galerileri açılıyor. Sergi bir kültür etkinliği olmaktan çıkıp güç gösterisine dönüşüyor. Ve o gücün içinde sanat tarihi, hiç bu kadar çaresiz kalmamıştı.
Moda devleri artık yalnızca trend üretmiyor hafıza da üretiyor. Neyin önemli olduğuna karar veriyor. Hangi bedenin görünür olduğunu belirliyor. Hangi sorunun sorulmayacağını tasarlıyor.
Ve bunu yaparken en güçlü silahı kullanıyor: Sanatın tarihsel otoritesini. Çünkü müze duvarlı bir şey meşrudur. Akademik metni olan bir şey önemlidir. Sponsoru milyarder olan bir şey kalıcıdır.
Geriye soru kalıyor: Müze, eleştirel bir kamusal alan mı kalacak yoksa zenginlerin estetik özgeçmişi mi olacak?
Tarih, sponsor logosunun gölgesinde yazıldığında, geriye gerçekten ne kalır?
Belki de yalnızca o logo.