Nesneler Olmadan Yaratmak Sanat Eseri Olmadan Sanat Olur mu?
Peki bu sanat mıydı?
Yemek Pişirmek Sanat Olabilir mi?
Tiravanija'nın bu çalışması sanat dünyasında devrim yarattı. Çünkü ortada klasik anlamda bir "eser" yoktu. Satın alınabilecek bir nesne yoktu. Ama o akşam galeriye gelenlerin yaşadığı deneyim, paylaştıkları yemek, kurdukları sohbetler - bunlar sanat eserinden daha mı az değerliydi?
Fransız küratör Nicolas Bourriaud bu tarz çalışmaları "ilişkisel estetik" olarak adlandırdı. Ona göre sanat, artık nesneler üretmekten çok, insanlar arasında ilişkiler yaratmakla ilgili. Bir tablo çerçevede asılı dururken, Tiravanija'nın yemeği insanları bir araya getiriyor, konuşturuyor, paylaştırıyordu.
Alman sanatçı Joseph Beuys yıllar önce "Herkes bir sanatçıdır" demişti. Belki de kastettiği buydu: Yaratıcılık, galeri duvarlarına tablo asmaktan ibaret değil. Toplumsal ilişkileri şekillendirmek de bir sanat biçimi.
Hiç Bitmeyen Manifesto
Tasarımcı Bruce Mau 1998'de "Gelişim İçin Tamamlanmamış Manifesto" adlı ünlü metnini yayınladı. İsmindeki çelişkiye dikkat edin: Tamamlanmamış bir manifesto nasıl olur?
Mau'nun cevabı keskin: "Tamamlanmışlık ölümdür."
Bir sanat eserini "bitmiş" sayıp çerçevelediğinizde, onu donduruyor, yaşamdan koparıyorsunuz. Oysa gerçek yaratıcılık canlıdır, gelişir, değişir. Mau'nun manifestosundaki maddelerden biri der ki: "Unutmayın, başarısızlık da kariyer ilerletir. Başarısızlık karşısında kendini beğenmişlik ise gerçek başarısızlıktır."
Bu düşünce 1960'ların "happening" akımıyla örtüşüyor. Happening sanatçıları önceden planlanmış ama kontrol edilemeyen olaylar yaratıyordu. Her gösteri farklıydı, tekrar edilemiyordu. Eser bir kere gerçekleştikten sonra yok oluyordu - tıpkı yaşamın kendisi gibi.
Amerikalı besteci John Cage bu anlayışı müziğe taşıdı. Ünlü "4'33"" eserinde piyanist üç bölüm boyunca hiçbir nota çalmaz. Müzik, salondaki öksürüklerden, trafiğin sesinden, izleyicilerin huzursuz kıpırdanışlarından oluşur. Cage'in sorduğu soru basit ama rahatsız edici: Sessizlik müzik değil mi?
Okuyucunun Yarattığı Eser
İtalyan yazar ve düşünür Umberto Eco 1962'de "Açık Yapıt" adlı önemli bir metin yayınladı. Eco'ya göre her sanat eseri doğası gereği "açık"tır - yani anlamı sabitlenemez, izleyicinin yorumuyla tamamlanır.
Düşünün: Mona Lisa'nın gülümsemesi tabloda mı yoksa onu gören milyonlarca insanın zihninde mi? Her bakış farklı bir Mona Lisa yaratır aslında. Eco'nun dediği budur: Sanat eseri yalnızca sanatçının yarattığı şey değil, izleyicinin o şeyle kurduğu ilişkidir.
Bu bakış açısı sanatı nesneden çıkarıp ilişkiye yerleştirir. Bir roman yazdığınızda, kitap basılır basılmaz eseriniz biter mi? Hayır. Eser her okuyucunun zihninde yeniden yaratılır, farklı anlamlar kazanır.
Dijital sanat bu açıklığı zirveye taşıdı. Algoritmanın yarattığı bir eser her çalıştırıldığında farklı. İnteraktif bir enstalasyon ziyaretçinin dokunuşuyla şekillenir. Artık soruyoruz: Eser nerede bitiyor, deneyim nerede başlıyor?
Dijital Çağda Kaybolan Nesne
2021'de dijital sanatçı Beeple'ın bir NFT'si 69 milyon dolara satıldı. Alıcı ne aldı? Elinde tutabileceği bir tablo değil, blockchain'de kayıtlı dijital bir dosya. Yani... bir kod. Ama değeri 69 milyon dolar.
Bu olay aslında uzun bir sürecin sonucu. 1960'larda kavramsal sanatçılar "Fikir eserin ta kendisidir" dedi. 1970'lerde performans sanatı, kalıcı nesne yerine anı koydu. 1990'larda Tiravanija gibi isimler sosyal ilişkileri sanatlaştırdı. Ve şimdi 2020'lerde NFT'lerle birlikte sanat tamamen maddesizleşti.
Belki de sanat hiçbir zaman gerçekten "şey"lerle ilgili olmadı. Her zaman deneyim, anlam, ilişki ve dönüşümle ilgiliydi. Rönesans'ın muhteşem tabloları bile aslında birer araçtı: Tanrısal olanla bağlantı kurmak, tarihi aktarmak, güzelliği deneyimlemek için.
Bugün bu araçlar maddi olmaktan çıkıyor. Ve bu bir kayıp değil belki de bir özgürleşme.
Boşluğun Gücü
Eski Çin filozofu Lao Tzu der ki: "Çömlek çamurdan yapılır ama asıl işe yarayan boşluktur."
Nesneler olmadan yaratmak, sanatı reddetmek değil. Tam tersine, sanatın özüne dönmektir. Yaratıcılık bir ürün değil bir süreçtir. Sanatın anlamı nesnede değil ilişkidedir.
Tiravanija'nın ocağı, Cage'in sessizliği, Eco'nun açık yapıtları - hepsi aynı gerçeğe işaret eder: En derin sanat deneyimleri bazen hiçbir nesne bırakmaz arkasında. Sadece bir an, bir his, bir değişim bırakır.
Belki de en radikal sanat eseri hiç var olmayan ama her yerde hissedilen eserdir. Boşlukta yankılanan, paylaşılan, yaşanan, dönüştüren eser.
Nesneler olmadan yaratılan eser.
Bu makale çağdaş sanat pratiklerinde nesne-sonrası yaratıcılık üzerine bir araştırmadır. Türk dijital sanat platformu COLLECİST’in sanat alanına bir gıdım sanat söylemine katkı sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.