Güncel

Ölü Bir Ressamın Kadrajında Yaşıyoruz. Güncel

Ölü Bir Ressamın Kadrajında Yaşıyoruz.

Hopper'ın Sessiz İntikamı   15 Mayıs 1967 — Edward Hopper, New York'taki stüdyosunda 84 yaşında öldü. Cenazesine az kişi geldi. O gün Amerika'da herkes Warhol'u konuşuyordu. Hopper öldüğünde, sanat dünyası çoktan başka bir yere bakıyordu. Pop Art galerileri doldurmuş, minimalizm müze duvarlarını ele geçirmiş, kavramsal sanat "resim öldü" demeye hazırlanıyordu. Figüratif bir ressamın üstelik hayatı boyunca hiçbir akıma dahil olmamış, manifesto imzalamamış, kendisini "Amerikan ressamı" bile saymayı reddetmiş bir adamın ölümü, 1967'nin gürültüsünde küçük bir dipnottu. Oysa o gün ölen kişi, önümüzdeki altmış yılın imge dilini sessizce kurmuş olan adamdı. Resim yapmadı, kadraj kurdu Hopper'ın yaptığı şey teknik anlamda resimdi, ama işleyişi sinemaydı. Nighthawks'a (1942) bakın: kamera dışarıda, cam vitrinin ardında. İçerideki dört figür birbirine bakmıyor. Anlatı başlamış mı, bitmiş mi belli değil. İzleyici, olayın ortasına değil, kenarına düşürülmüş. Bu, klasik resmin değil, modern sinemanın gramerdir. Hitchcock Psycho'nun motelini Hopper'ın House by the Railroad'undan (1925) aldığını itiraf etti. Wim Wenders, "Hopper bana çerçeveyi nasıl boş bırakacağımı öğretti," dedi. Lynch, Hartley, Jarmusch, Edward Yang  hepsi aynı sessiz mirastan içtiler. Bugün bir Netflix dizisinin gece sahnesindeki neon ışıklı diner sahnesini izlerken aslında bir Hopper alıntısı izliyorsunuz. Görmek bile gerekmez; o kadar içselleşti. İmgenin belirsiz kaldığı, anlatının izleyiciye devredildiği bir resim pratiği bizim Belirsizlik Çağında İmge dediğimiz şeyin neredeyse yüzyıllık bir prototipi. İllüstratörlüğünden utanmadı, ama ondan kaçtı İşin az konuşulan yanı şu: Hopper, hayatının ilk yirmi yılını ticari illüstratör olarak geçirdi. Dergi kapakları, otel broşürleri, sıkıcı reklam i...

Kürkten Kroma Güncel

Kürkten Kroma

Bir köpeğin sekiz yüzyıllık sınıf yolculuğu. Bir zamanlar aristokratların ayak ucunda duran küçük, tüylü köpekler vardı. Bugün ise koleksiyonerlerin salonlarında paslanmaz çelikten balon köpekler yükseliyor. İlk bakışta bu iki imge arasında hiçbir bağ yokmuş gibi görünür: biri yağlıboyanın derinliğinde nefes alan canlı bir varlık, diğeri endüstriyel bir yüzeyin soğuk parıltısı. Oysa sanat tarihi ...

ESTETİK POLENLENME Güncel

ESTETİK POLENLENME

Görünürlük ekonomisinin gürültüsü içinde, tarihle yüzleşmek bir tercih değil; estetik hayatta kalmanın koşulu hâline gel...

Bakışın Tarihi: Her Göz Bir Yerden Bakar Güncel

Bakışın Tarihi: Her Göz Bir Yerden Bakar

Bir sergi salonuna girdiğinde ne olur, tam olarak? Ayaklarının altındaki beyaz mermer, duvarların o steril beyazlığı, eserlerin arasındaki hesaplanmış mesafe, girişte seni karşılayan güvenlik görevlisi bunların hiçbiri tesadüf değil. Hepsi sana bir şey söylüyor: Burada ciddi ol. Burada saygı duy. Burada bilgili görün. Henüz tek bir tuvale bakmadan, o mekân seni zaten şekillendirmeye başlamış. Şimdi şu soruyu sor: Ön yargısız bakış diye bir şey var mı? "Ben sadece hissettiklerime bakıyorum" cümlesi, sanat karşısında en sık duyulan ve en masum görünen ifadedir. Ama aynı zamanda en yanıltıcı olanı. Clement Greenberg, 20. yüzyılın ortasında sanatı "saflığa" kavuşturma projesini başlattığında tam da bu yanılsamanın peşindeydi. Sanatı anlatıdan, politikadan, gündelik hayattan arındır; sadece biçim kalsın, sadece renk ve yüzey kalsın işte o zaman "saf" bir estetik deneyime ulaşılabilir. Formalist proje buydu. Ama sonunda ne ortaya çıktı? Kendi içinde son derece katı bir kanon. Soyut dışavurumculuk merkeze oturdu, New York sanat dünyası küresel ölçütü belirledi, belirli bir üretim biçimi belirli bir beden, belirli bir coğrafya, belirli bir sınıf "evrensel" ilan edildi. Saflık arayışı, tarihin en etkili filtrelerinden birini üretmişti. Greenberg'in formalizmi bir temizlik değil, bir seçimdi. Ve her seçim bir yerden yapılır. John Berger 1972'de BBC için dört bölümlük bir belgesel çekti. Açılış cümlesi hâlâ keskin: "Görmek, konuşmadan önce gelir." Ama hemen ardından ekledi: "Nasıl gördüğümüz, neyi bildiğimizden etkilenir." Bu cümle küçük görünür, devrimseldir. Berger'e göre sanat tarihi boyunca üretilen imgeler özellikle Avrupa resim geleneği belirli bir bakışı normalleştirdi: mülk sahibi, erkek, Batılı bir öznenin bakışını. Kadın figürü bu bakışın nesnesi oldu; egzotik...

Creator’lük Nasıl Hayat Bulur? Güncel

Creator’lük Nasıl Hayat Bulur?

Creator’lük Nasıl Hayat Bulur? Türkiye’de Bağımsız Creator Olmanın Cılız Gerçeği Üzerine 06 ŞUB 26 Türkiye’de creator’luk henüz bir meslek değil; çoğu zaman bir heves, bir geçiş alanı ya da algoritmaların insafına bırakılmış bir bekleyiş. Henüz kök salmamış, yeni filizlenen bu alanda asıl sorun yetenek eksikliği değil, zemin eksikliği. Creator’lar var, üretim var, hatta izleyici var; ancak bu üçlüyü sürdürülebilir bir yapıda buluşturacak bağımsız alanlar yok denecek kadar az. Tıpkı bir zamanlar bağımsız küratörlüğün başına gelen gibi.   Güç Dağıtılmadığında, Görünürlük Tekelde Toplanır Bugün Türkiye’de creator ekosistemi, birkaç büyük mecra, ajans ve marka iş birliği etrafında dar bir çemberde dönüyor. Görünürlük, algoritmik başarıya; algoritmik başarı ise tekrar eden yüzlere ve formatlara teslim edilmiş durumda. Bu durum, yeni ve bağımsız creator’lar için yalnızca bir rekabet sorunu değil, yapısal bir dışlanma anlamına geliyor.   Creator’luk, kendi anlatısını kurma iddiasını taşıması gerekirken; giderek “uyumlu içerik üreticiliği”ne indirgeniyor. Tıpkı bienallerin, bağımsız küratörler için bir sıçrama alanı olmaktan çıkıp kurumsal yöneticilerin ek prestij alanına dönüşmesi gibi.   Bağımsız Creator Kimdir — Kim Olmak Zorunda Değildir? Bağımsız creator; Ajans diliyle konuşmak zorunda olmayan, Markaya değil bağlama sadık kalan, Tek bir platformun estetiğine sıkışmayan, Üretimini yalnızca beğen...

Geri Dönmenin Biçimleri Üzerine Güncel

Geri Dönmenin Biçimleri Üzerine

Geri Dönmenin Biçimleri Üzerine Sonbaharda yapraklarını dökmüş küçük bir bitki dalı düşünelim.Gövdesi hâlâ ayakta, ama artık büyümeye değil, yönlere odaklı.Her kol, bir ihtimali temsil ediyor.Uç noktasına kadar gidilmiş, denenmiş, tüketilmiş ihtimaller.Bu dalların üzerinde,kanatları olmasına rağ...

“Bir fincanın başına gelenler.” Güncel

“Bir fincanın başına gelenler.”

“Bir fincanın başına gelenler.” Meret Oppenheim, 1936 (Kahvenin kürkü + bir fincanın başına gelenler = Nesne’nin doğuşu) Her şey bir şakayla başladı. 1936, Paris. Bir masada Picasso, Dora Maar ve Meret Oppenheim. Picasso, Oppenheim'ın kürklü bileziğine bakıp "Her şey kürkle kaplanabilir," dedi. Oppenheim gülümsedi: "Hatta bu fincan bile." Ve garsona seslendi: "Biraz daha kürk lütfen." Ama bu sadece bir espri değildi. Bir süre sonra Oppenheim gerçekten bir fincan, bir tabak ve bir kaşık aldı — ve hepsini kürkle kapladı. Adını da minimalist koydu: NESNE. Ortaya çıkan şey ne tam bir heykeldi, ne tam bir sofra takımı. Dokunmak istiyorsun ama içmek istemiyorsun. Şehvetli ama tedirgin edici. Nazik ama vahşi. Bir çay fincanı ilk kez bu kadar açık biçimde bedensel oldu. Sürrealistler bilinçdışını konuşuyordu, ama Oppenheim onu masaya koydu. Kadına ait görülen bir nesneyi — fincanı — işlevinden kopardı. Onu hizmetten, zarafetten, "ikram"dan çekip aldı. Ve izleyiciyi şu soruyla baş başa bıraktı: Bu hâlâ bir obje mi, yoksa bir arzu mu? Kürkün yumuşaklığı sert porseleni yutar. Fincanın içi artık içecek için değil, bakış içindir. Neredeyse tersine çevrilmiş bir beden gibi: çekinik ama davetkâr. Modern sofra düzeninin altına saklanmış bütün cinsellik, bir anda görünür olur. Oppenheim'ın yaptığı şey basit ama radikaldi:Gündelik olanı alıp rahatsız edici hâle getirmek.Doğayla kültürü çarpıştırmak.Kadın bedeninin yüzyıllardır taşıdığı fantezileri, bir mutfak eşyasının üst...

Güncel

Yanında Konuşmak; Kırılgan Ritim

  YANINDA KONUŞMAK; KIRILGAN RİTİM Zaman, Mekân ve Beden Üzerinden Sessizliğin Politikası   Sinema ve çağdaş sanat pratiği arasındaki sınırların bulanıklaştığı bir dönemde, üç farklı kuşak ve coğrafyadan gelen sanatçı—Ira Sachs, Béla Tarr ve Karimah Ashadu—ortak bir estetik direniş hattı oluşturuyorlar: gündelik h...